Tutunamayanlar Üzerine
Hayatın kurulmuş düzeni içinde,
kendisi tarafından kurulmamış olan ve kendini bu akışta bir düzen kurabilecek
kadar yetenekli görmeyenler: Tutunamayanlar. Kurulu düzene ters, oraya ait
olmayanlar. Unutulmak istenenler, bastırılmak istenenler, görmezden gelinenler,
dinlenmeyenler, anlaşılamayanlar, anlaşılmaları için bir çaba harcanmayanlar,
kısacası yaşadığımız her gün ve yaşayacaklarımızda gördüğümüz fakat gözümüz
alışkın olduğu için dikkat etmediklerimiz onlar. Alışılmış olana, daha önceki
davranışlarımıza uygun olarak aynı şekilde görmezden geldiklerimiz. Tanımı
basit: Tıpkı bilindik bir hayvanı anlatır gibi anlatılır. »Tutunamayan« denilir
iki nokta konulur ardından »dört ayaklı fakat zaman içerisinde arka ayakları
üzerinde durma yetisini kazanmış, kendini insana benzetebilmiş, onu taklit
etmiş, sokağa çıktığımızda mutlaka karşılaşabileceğimiz…«
»İnsan« sıfatını tam olarak
hangi grup için kullandığımızı belirlemek gerekir öncelikle. Bunun altında yer
alabilmek için fiziksel kimi özelliklerin yanında başka bir şeye ihtiyaç duyulur
mu yoksa duyulmaz mı? Örnek olarak alınan modelle fiziksel özellikleri gösteren
bir varlığa insan diyebilir miyiz? Hayvandan biraz daha az kıllı, dişileri
erkeklerine oranla daha zarif, belirli ten renklerine sahip, konuşabilen,
düşündüğünü sanan ama düşünmekten çok konuşan… Ne bileyim bunlar gibi
özellikleri mi vardır misal? Eğer bu böyle ise tutunamayanları insan sıfatı
altına sokabiliriz yok değil ise ayrı bir tür olarak incelenmeleri salık
verilmeli.
Tutunamayanlardan olduğunu
kabul etmek, tutunamayan olmak bir utanç mıdır yoksa »insanın« insan olduğunu
söylemesi ile aynı etkiyi mi bırakır?
Tutunamayanlardan olmak için
ayrıca bir çaba harcanmaz yani sonradan tutunamayan olunamaz. Ya bu şekliyle
doğmuştur bu canlı ya doğmamıştır, başka bir şansı yoktur. İnsanlar, bu gruba,
kendilerinden ayrıymış gibi görülen bu canlılara dahil olamazlar. İnsanlar ancak
ve ancak onlara karşı olan yegane görevlerini yerine getirmek zorundadırlar:
Tutunamayanlara tutunamayan olduklarını unutturmamak.
Sessiz oldukları sanılır. Çok
fazla insanla konuşurlar fakat sadece konuşurlar. Konuştukları her bir insan
farklı bir yönüne tanıklık eder, tanıdığını sanır onu. Bu denli basit bir
varlığın anlaşılması ne denli zor olabilir zaten? İnsanlar onların bıraktıkları
halleriyle yeniden onların gelmelerini beklerler. Kendileri ile birlikte
olmadıkları anlarda ne yaptıklarını merak etmezler, bilmek istemezler, sormazlar
öylesine sormuş olmak için olsa dahi. Dişi insanların erkekleriyle alay edip
onları anlamadıkları bilinmekle, birlikte erkek insanların aynı ölçüde dişileri
ile anlaşamadıkları bilinmektedir. Tutunamayanlar aynı zamanda birbirleri ile
anlaşamadıkları, daha doğrusu bir tutunamayanlar topluluğu oluşturamadıkları
için yalnız kalmaya mahkumdurlar. Yaşamlarının amacı varoluşlarına anlam
verebilmek midir? Tutunamayan olduklarını her an hissetmeleri nefes
alabilmelerinin tek şartı gibi gelir.
Farklı hissetmek, onların
baktıklarıyla aynı şeylere baktığın zamanlarda ya da adlandırdıkları duyguları
kendi içinde farklı şekillerde yaşamak farklı kılar kimilerini. Bu farklılık,
kafa karışıklığı, daha duyarlı olmak, belki bir ölçüde, onlardan ayıran keskin
bir çizgidir kimilerini. Hayata tutunamayan, onların kurulu düzenine bir şekilde
kendini iğnelemeyi beceremeyenlerdir tutunamayanlar. Hikayeleri merak edilmez,
ne düşündükleri umursanmaz, neye tutunamadıkları anlaşılamadığı için kendilerine
bu ismi vermeleri aynı ölçüde anlaşılmaz. Düşünceleri onları derin analizlere
sürüklemediği zamanlarda değişim gözlenir: içe kapanık olurlar, suskunlaşır,
kaçarlar kimi zaman. Öylesine önemsenmezler ve bunu hissedemezler ki umurlarında
olmaz onların yaptıkları, düşündükleri. Rahatsızlık vericidir aslında onların
arasında bulunmak ama dediğim gibi nefes almaları, varolmaları buna bağlanır,
vazgeçilmezleridir.
Düşüncelerinde yüksek yerlere
gelmek, iyi meslek edinmek, bir sevgiliye ait olmak, sevilmek ve sevmek gibi
kavramlar yer almaz. Kafaları her daim karışıktır. Birbirlerinden
habersizdirler. Topluluk olarak dolaştıkları görülmemiştir.
Selim Işık olmak için çalıştım.
Anlamaya çalıştım Selim Işık olup. Belki bir tutunamayan o değildir bu
satırlardaki. Uzaklara gitmenin manası yoktu. Yanı başında, elimi uzatsam
dokunacaktım sanki. Okumak anlamaya yetmez Selimleri, yaşamak gerekli, Selim
olmak. Kısa süreliğine bir Selim değil, zaten bu olanaklı değildir. İçinde eğer
varsa bir yan Selimlik onu bulup çıkarmalı. Aksi takdirde tutunamayan olmak
sonradan bahis konusu değildir.
Şu ya da bu şekilde yaşar insan
sahip olduğu zamanı. Söyleyeceği söz sayısı, içeceği su ve yiyeceği lokma sayısı
bittikten sonra ise yaşamını sonlandırır. Yiyebileceği lokma sayısı, söyleyeceği
söz ve içeceği su insanın birbirine dönüşebilir kavramlar olmuştur aslında.
Fakat bunun farkında olanlar yalnızca tutunamayanlar olmuştur. Birinde sahip
oldukları hakkı bir diğerine aktarmayı bir onlar başarmıştır: On lokma
yiyecekleri yerde bir yemiş, dokuzunu konuşmuşlar, üç içecekleri yerde iki içip,
birini yine sözcük yapmışlardır. Tüm bunlara rağmen uzun yaşadıkları söylenemez
çünkü her ne kadar bu dönüşüm başarılı olsa dahi sözcükleri fazlaca kullanmışlar
ama buna rağmen daha söylemeden, tamamlayamadan haklarını doldurmuşlardır.
Pınar Arpacı