Çağdaş Türk edebiyatının
yenilikçi roman anlayışının özgün örneklerini veren Oğuz Atay, 12 Ekim
1934'te İnebolu'da doğdu. Babası hukukçu, bir süre de CHP milletvekilliği
yapmış olan Cemil Atay'dır.
Oğuz Atay, 1939'da, ailesiyle Ankara'ya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Maarif
Koleji'nde tamamladı (1951). İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi (1957).
İstanbul devlet Mühendislik ve mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü'nde öğretim
üyeliği yaptı. Burada topografya ve yol inşaatı dersleri okuttu. 1975'te
doçent olan Atay Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi
ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Beyninde çıkan bir tümör
nedeniyle, bir süre Londra'da tedavi gördü. 13 Aralık 1977'de, bu
hastalıktan kurtulamayarak, İstanbul'da öldü.
İlk romanı Tutunamayanlar ile 1970 TRT Roman Ödülü'nü alan Atay, bu
romanını, ancak 1972'de yayımlayabildi. Roman, o günlerde, pek ilgi görmese
de; yazılan yazılarda Atay'ın romana apayrı bir çizgi getirebilecek düzeyde
biri olduğu imlendi. Murat Belge, 1972'de yazdığı bir yazısında, onun bu
yanını şöyle değerlendirecektir: "Tutunamayanlar, yeniliği, değişikliğiyle
çarpıcı bir roman. Türkiye'de geleneği olmayan bir roman tarzının oldukça
başarılı bir ürünü. İlk bakışta belki çok dağınık, çok keyfi. Yazar aklına
geleni yazmış gibi. Oysa bu dağınık görünüşlü malzeme titiz bir seçmeyle
toplanmış ve rasgele değil yapısal bir bütün meydana getirecek biçimde
örülmüş. Oğuz Atay özellikle roman kurguculuğuyla başarılı bir yazar."1
Bunu, ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar izledi (1973). Atay, romanlarında
Türkiye'nin tarihsel, toplumsal yapısını, Doğu-Batı ikilemini yaşayan
bireyin (aydının) dünyası ekseninde irdeledi. Çok boyutlu, çok katmanlı bir
roman yapısı kurarak; değişim ve gelişme süreçlerindeki oluşumlara bu
pencereden baktı. Ele aldığı sorunsallar, çizdiği roman tipleri, bir bakıma,
toplumda sürekli yaşanan ikilemin kaynağına dönüşün analizini içerir. Çağlar Keyder,
Atay'ın bu yanına bakarken, şunları söyler: "Bence Oğuz Atay
1960'ların romancısıdır. Toplumun yüzyıllık 'Batılılaşma' serüveninin
nihayet kendini besleyecek nitelikte bir aydın tabakayı yarattığı dönemi
anlatır. Bu tabakanın tekdüze küçük burjuva yaşantıları, üç odalı evleri,
taksitle alınmış otomobilleri ve 'daire'lerde maaşlı işleri vardır, fakat
bilinçlere de toplumun tarihinden kaynaklanan karmaşasını yansıtan bir
hercümerç içindedir. Türk romanının Batılı tipleri irdelemesi, onların uyum
sorunlarını çözümlemesi ve geleneksel-modern ikilemini gündeme getirmesi
yeni değildi. Fakat Oğuz Atay'ın anlatmayı üstlendiği durum, olayın
toplumsal görünümünden, yaşantı biçimindeki uyumsuzluklardan öteye,
bilinçlerin oluşumu süreciydi. 1960'larda aydın tabakanın Doğu-Batı
sorunsalına karşı aldığı belirgin bir tavır yoktur, tersine o zamana kadar
teşhis edilen çelişkiler, bütün karşıtlıklarına rağmen, oldukları gibi
özümsenmişler, yaşamın parçası olmuşlardır. Aydınlar kişisel farklılıklarını
bir toplumsal tabaka olarak da yeniden üretebildiklerinden çelişkili düşünce
sistemleri sosyal iletişim içinde somutluk kazanmıştır. Asıl çözümlenmesi
gereken olay bu çelişkilerin bilinçlerde nasıl yansıdığı, daha doğrusu
bilincin oluşumundaki katmanların tanımıdır. Bu amaca uygun olarak Oğuz Atay'ın iki önemli romanın da olay ve dekor arka planda kalırken asıl
ışıklandırılan kişilerin düşünce süreçleridir. Romanın seyir alanı
kahramanların bilinçleridir. Romancı tüm bir kargaşanın bilinçte ve
dolayısıyla da söylemde yansımasını ayrıntıyla sergilerken klasik anlamda
tarihi-sosyolojik öğeleri dışarıda bırakır."2
Atay, bireyin yaşantısından yola çıkarak,; toplumsal tarihin, kültürel
oluşumun, bilinçlenme süreçlerinin katmanlarını yeni bir bakışla sorgular.
Burada önde tuttuğu roman kahramanlarına da yansıtıcı bilinçlilik işlevini
üstler. Yıldız Ecevit, onun romanının çok katmanlı yapısına bakarken şu
değerlendirmeleri yapar: "Toplum ve aile yaşamı, insan ilişkileri ve kişinin
iç dünyası Atay'ın yapıtlarında bilinçakımı tekniği aracılığıyla gözler
önüne serilmiştir. Gören, eleştiren kişidir Atay'ın aydını; yoz değer
yargılarına uyum sağlayamaz, böyle bir yaşamda tutunamaz. Yazarın
yapıtlarındaki topluma yönelik eleştirinin yoğunluğuna karşın, ana sorunsal
bireye yöneliktir, ontolojiktir."3
Günü, gündelik yaşamın girdaplarına dönerken; ironik söylemi, eleştirel
bakışı asla elden bırakmaz. Öykülerinde ve Oyunlarla Yaşayanlar adlı
oyununda da bu özelliği öne çıkar. Türk aydınının kimlik bunalımının
açmazlarını, aydın imgesinin eleştirel yüzünü çarpıcı biçimde yansıtır.
Bunun tipik bir örneği ise, ölümünden sonra yayımlanan, yarım kalmış
"Eylembilim" romanıdır diyebiliriz.
Berna Moran, Atay'ın ilk yapıtında beliren romancılığının yenilikçi yanını
ise şu belirlemesiyle ortaya koyar: "...Tutunamayanlar, anlatıcıları ve
anlatım yöntemleri bakımından zengin bir roman ve Atay gördüğümüz gibi, bu
bu çeşitlilikten yararlanmış. Yöntemler arasında büyük başarıyla kullandığı
yöntem, kuşkusuz, iç-konuşma yöntemi. Atay, okura Turgut'un bilincini, araya
aracı sokmadan, dolaysız olarak seyrettirirken, bu yöntemi kah toplumsal
eleştiri, kah mizah, kah Turgut'un iç çatışmalarını sergilemek yolunda
kullanmış. Ayrıca iç-konuşmayı kimi zaman diyaloga, kimi zaman çok kişili
bir oyun sahnesine dönüştürerek yönteme daha karmaşık, daha renkli ve çok
işlevli bir şekil kazandırdığını söylemek gerek. Tutunamayanlar, anlatım
tekniği bakımından, Türk romanında, gereken ilgiyi görmemiş bir aşamadır
demek yanlış olmaz sanırım."4
Aydınlanmacı bir sanat anlayışından yana olan Atay, bu düşüncelerini bir
söyleşisinde şöyle dile getirir: "Romanı, hikayeyi, tiyatroyu bir esnaflık
olarak benimseyenler bile, son zamanlarda sanatın başına bir devrimci
sıfatının getirilmesinin artık yetmeyeceğini anlamış görünüyorlar. Ama bana
kalırsa, bu sadece, bir görüntü. Bu yeni akımın geçerliliğini hissettikleri
için, bunu da, kimseye kaptırmamak niyetindeler galiba. Sanat gerekliyse onu
da biz yaparız diyorlar. 'Şimdiye kadar devrimciliği, nasıl, kimseye
kaptırmamışsak, bunu da kaptırmayız.' Ama inanıyorum ki Bülent Ecevit'in
dediği gibi, politikacılarımız, nasıl insanımızın gerisinde kalmaya
başladıysa, onlar da geride kalacaktır. İnsanımız artık, gerçeği, gerçek
olmayandan ayıracaktır. (...) Halka doğruyu söyleme iddiasında olanlar,
onlara güncel başarılar sağlayacak küçük hesaplar peşinde koşarlarsa önce
halkın karşısında saygınlıklarını yitirirler. Sanatçının vazgeçilmez bir
tutkusu saydığım özgürlüğü, böyle küçük çeteler içinde yitirmeyi hiç
anlamıyorum."5
Yapıtları "Bütün Eserleri" adıyla İletişim Yayınları'nca yayınlanan
Atay'ın
başlıca yapıtları şunlar:
Roman: Tutunamayanlar, 1971-72; Tehlikeli Oyunlar, 1973; Bir Bilim Adamının
Romanı, 1975; Eylembilim, 1998 .
Öykü: Korkuyu Beklerken, 1975.
Oyun: Oyunlarla Yaşayanlar, 1985.
Günlük: Günlük, 1987
Oğuz Atay üzerine yayınlanan kitaplar:
Oğuz Atay'da Aydın Olgusu, Yıldız Ecevit, 1989, Ara Yayıncılık, 110 s.
Oğuz Atay'ın Dünyası, Tatjana Seyppel, Çev.: Tanıl Bora, 1989, İletişim
Yayınları, S. 113.
1 Murat Belge, Edebiyat Üstüne Yazılar, s.
185, 1994
2 Çağlar Keyder, "Biz niçin Onlar Gibi Olamıyoruz", Milliyet, 29 Ocak
1984
3 Yıldız Ecevit, Oğuz Atay'da Aydın Olgusu, S. 10-11, 1989
4 Berna Moran, Anlatım Yönteminin 'Tutunamayanlar'a Katkısı, H.
Gösteri, Temmuz 1989, Sayı: 104
5 Recep Bilginer, "Şimdi Ne Yapıyorlar?" Oğuz Atay, Politika gazetesi,
3
Eylül 1976
Feridun Andaç