Oğuz Atay Üzerine

Oğuz Atay'ı yazdıran şeyin doğrudan ve bir sözcükle ifade edebileceğim bir adı yok. Ancak yine de bir şey söylemek gerekirse Oğuz Atay derdim. Sıkça vurguladığım ve kendime çok yakın bulduğum bir yanı vardır Oğuz Atay'ın: Batıyı yorumlaması. Belki benim kadar mesafeli değil yaklaşımı Batı açısından ama yine de Batı düşünce biçimini Oğuz Atay kadar kestirme ve güzel tanımlayan olmadı bildiğim kadarıyla. Tersi bir biçimde Cemil Meriç'in Doğuyu yorumlamasıyla kıyaslanabilir. Ama Cemil Meriç'in Doğuyu yorumlarken birçok şeyi İslamiyetle ilişkilendirmesi önünü tıkamaktadır bu düşüncelerin. Gerçi bir yandan da Hint felsefesinin temel olduğundan sözetmektedir ama yine de birşeylerin İslamiyet (ya da başka bir din) ile açıklanmaması bilime daha yakın olurdu diye düşünürüm hep.

Oğuz Atay10 yıldan fazla bir gecikmeyle okudum. »Tutunamayanlar« 1971'de yayımlandı, daha doğrusu öyle olduğunu öğrendim sonraları. Bense 1980'li yılların ilk yarısında ancak okuyabildim. Zor zamanlardı birçok insan için. Türkiye'den ayrılmak, hiç istemediğim (halen de öyle) yerlerde yaşamak durumundaydım. 12 Eylül hep olumsuz anılacak, şiddetin doruk noktasına ulaştırıldığı kötü zamanlardır genelde. Belki başkaları adına söyleme haksızlığına vardırmadan şöyle bir düşüncenin çok yabancı olmadığını söyleyebilirim kendim için: 12 Eylül, her türlü olumsuzluğunun içinde okumayı, böylelikle insanın başka türlü de yorumlanabileceğinin önünü açtı benim için. Bu belki de »Şer içinde hayrı bulmak« gibi birşey olarak da yorumlanabilir. Özetle, o dönemlerde dünyanın ve Türkiye'nin yazarlarını tanıdım. Türkiye'dekilerden hiçbiri Oğuz Atay kadar sarmadı beni.

Yusuf AtılganOğuz Atay'dan sonra okudum. Bu yazım biçiminin öncesi olduğunu da böylelikle (sonradan) anlamış oldum. Ama bu Oğuz Atay yazınının tadını etkilemedi. Bunu düşününce aklıma hep benzer bir örnek gelir. Allende'nin »Ruhlar Evi« adlı romanındaki olaylar, kişiler, anlatım biçimi Marquez'in »Yüzyıllık Yalnızlık« adlı romanıyla öylesine benzeşmekte ki bazen. Ancak yine de Allende'nin kitabının tadını bozmamakta. Ya da birçok bakımdan benzerlik gösteren Marquez anlatımlarıyla Amado'nun özellikle »Tereza Batista« romanı olumsuz düşüncelere yolaçmamakta kafamda.

Yeniden Oğuz Atay'a (ve yine Marquez'le örnekleyerek) döneyim. Marquez'i bir bütün olarak düşününce, her eserinin, aslında »Yüzyıllık Yalnızlık« adlı kitabının bir parçası gibi algılarım çoğu. Şimdilerde Marquez'in anılarını okuduktan sonra bunun böyle olduğunu daha iyi anlıyorum. Oğuz Atay da, »Bir Bilim Adamının Romanı« hariç, »Tutunamayanlar« çevresinde aklıma gelmekte işte. Ancak tüm bunlarla birlikte Oğuz Atay'ı çok yakın bulmamın nedeni yukarıda da belirttiğim Batı yorumlamasından kaynaklanmakta. Bunu da »Günlük« yayımlandıktan sonra daha iyi anladım.

Edebi düzeyi, dil ile oynaması ya da örneğin, »Tutunamayanlar« romanında yetmiş sayfa nokta kullanmaksınız yazdığı bölüm gibi birçok özelliği de işin başka bir yanı haliyle.

Son yıllarda Oğuz Atay'la Orhan Pamuk ile arasında bir benzerlik oluşuyor gibi kafamda. Yani yazın biçimi itibariyle değil de yaşama ilişkin yorumlarında bazı paralellikler hissetmekteyim. Belki gerçekten tümüyle sübjektif bir şey bu ama öyle geçiyor aklımdan.

Bekir Karadeniz

 

© BeKa