|
Tehlikeli Oyunlar
Oğuz Atay ismi, ilk romanı
»Tutunamayanlar« ile birlikte anılır. Oysa, ikinci romanı »Tehlikeli
Oyunlar«, hem biçim hem de ele aldığı temalar açısından »Tutunamayanlar«dan
hiç de aşağı değildir. Üstelik, ilkinin birçok okuyucuya dağınık gelen olay
örgüsü yerine, ikincisinde daha derli toplu bir anlatımı seçmişti yazar, ama
bir tür okuyucu için 80’li yıllarda neredeyse külte dönüşen »Tutunamayanlar«ın
yanında sönük kalmaktan kurtulamadı »Tehlikeli Oyunlar«. Yaşamı ve küçük
burjuva aydını alaya almaktan hoşlanan Atay, kitaplarının dönemsel ve
eşitsiz ünlenişini görseydi herhalde çok eğlenirdi. 71-75 yılları arasında
yayınlanan, ama pek ilgi görmeyen, 83’den sonraysa her entelektüelin
-okumasa bile- kitaplığında bulunması zorunlu olan Oğuz Atay külliyatı,
90’lı yıllarda yine unutulanlar arşivine kaldırıldı. Elbette satış adetleri
ile edebi değer arasında doğrudan bir ilişki yok, ve Oğuz Atay, Türk
romanının en önemli yazarları arasında yerini çoktan aldı.
1934 İnebolu doğumlu Atay, 1957’de İTÜ İnşaat mühendisliği bölümünü bitirdi.
Bir yandan mesleğini sürdürüp İDMMA İnşaat mühendisliği bölümünde öğretim
üyeliği yaparken, diğer yandan edebiyata olan ilgisini sürdürdü. İlk romanı
»Tutunamayanlar« TDK ödülünü kazandı. İki yıllık bir aradan sonra yazılan
»Tehlikeli Oyunlar«ı (1973), 1975 de yayınlanan »Korkuyu beklerken« adlı
öykü kitabı izledi. Aynı yıl, biyografik nitelikli »Bir Bilim Adamı’nın
Romanı«nı da tamamladı. Genç sayılabilecek bir yaşta, beyin rahatsızlığı
sonucu 1977 yılında yitirdiğimiz Atay’ın »Oyunlarla Yaşayanlar« adlı tiyatro
oyunu ölümünden sonra sahnelendi.
Oğuz Atay’ın İronik Anlatısı
Geçtiğimiz yıl yayınlanan yarım kalmış romanı »Eylembilim« de dahil olmak
üzere, bütün romanlarında aynı duyguyu hissettirmişti Atay, yani; buruk bir
tebessümde ifadesini bulan umutsuzluğu! Tebessüm ve umutsuzluğu yanyana
getirmek ise ironik anlatımının başarısıydı. Hayatın karşısında çaresizlik
içinde koşuşturup duran, bir türlü kimlik edinemeyen küçük burjuva aydının
trajedisini, bilinç akışı tekniği ile öyküleyerek, algı, gerçek ve duygu
arasında sürekli gelgitler kuran yazar, en ciddi anların zihindeki komik
karşılıklarını\simgelerini yakalamada olağanüstü başarılıdır.
Bütün kahramanları gibi, »Tehlikeli Oyunlar«daki Hikmet Benol da kendine
önemli misyonlar yüklemiş, ancak bir süre sonra »hiçliğin«in farkına
varmıştır. Kendini toplayıp dönüşünü muhteşem kılmak amacıyla bir gecekondu
mahallesine yerleşir. Bir oyun yazacaktır. Ona göre; ülkemiz bir oyun
yeridir« zaten. Ancak, oynamak istediği oyunları zaten oynamıştır o, geçmişi
tekrar etmek mümkün değildir. Bir türlü yazamaz, erteler, hayallerini
anlatır durur. Kaçınılmaz son intihardır.
Böyle bir öyküyü klasik gerçekçi tarzda işleyerek, acı yüklü bir metin
yaratmak mümkün. Oysa Atay’ın niyeti bu değil. O, aslında bir insan ölümünü
değil, bir üçüncü dünya ülkesi aydınının çaresizliğini yakalamaya çalışıyor.
Kitap bütünüyle simgelerle kaplı. Daha ilk başta, Hikmet Benol ismiyle, hem
keramet sahipliği, hem de bireyleşme arayışı temsil edilmiş. Kendisi gibi
bir kenara çekilmiş emekli albay Hüsamettin Bey’le olan dostluğu ve
iletişimsizliği de, 70’li yılların popüler sol politikası olan aydın/ordu
ilişkisinin bir parodisi olarak okunabilir. İçinde yaşadığı toplumu çok iyi
tahlil ettiği anlaşılan yazar, »Tutunamayanlar« romanı ile TDK ödülünü
kazandığında, henüz 12 Mart darbesi yapılmamış, ve onun anlattığı küçük
burjuva aydın tipolojisi siyasal ve toplumsal anlamda öne çıkmamıştı.
»Tehlikeli Oyunlar«, darbenin ardından kaleme alınmıştır, ve kabuğuna
çekilmiş küçük burjuva aydının çaresizliği daha belirgindir. Yazar bu
tipolojinin kimlik sorununa gecekondu halkı ile bütünleşmenin bir çözüm
getirmeyeceğinin farkındadır. »Bütün gecekondu halkının daracık sokaklarda
birikeceğini sandım beni görmek için« diyen Hikmet Benol, düşkırıklığını
»değil bütün gecekondu halkının, değil bu ev halkının, sizin, bir tek
insanın ve bana bu kadar yakın oturan bir dostun bile ilgisini çekmeyi
başaramadım« sözleriyle ifade ederken, bir anlamda, küçük burjuva aydının
yoksul kesime erken bir vedasını da dile getirmiştir. Oğuz Atay'ın gecekondu
insanı ile kaynaşamayan kahramanı Hikmet Benol, 90'lı yılların
Beyoğlu/Cihangir entelektüel topluluğunun bir prototipidir aslında.
Oğuz Atay ve romanları hakkında kısa bir tanıtım yazısı yazmak gerçekten
zor. Serbest çağrışıma bırakılmış insan bilincinden dökülen çok katmanlı
simgelerle yüklü metinlerinden ilk göze çarpanıydı yukarıda yazdıklarım.
Oysa, Emekli Albay tipi bile başlı başına bir yazı konusu olabilir. Hele
öykünün sonunda Hikmet Benol'un ölüm haberini iletmek için gazeteye yazdığı
mektupta, söylemek istediğinin teferruatlarlasın arasında kaybolup gitmesi,
tam bir mizah şaheseri, hedefini on ikiden vuran bir taşlamadır.
Elbette yalnızca toplumsal gözlem ve eleştirisine değinilerek geliştirilemez
Oğuz Atay. Yazdıklarının sosyolojik önemi olmasaydı bile, onun romanları
Türk Romanı'nda ayrı bir sayfa açtırabilirlerdi. Çünkü Atay, bizde pek
rastlanmayan bilin çakışı tekniğini kusursuz bir biçimde uygulamayı
başarmıştı. İlginçtir, roman tarihinde bilinç akışını ilk kullanan yazar -Recaizade
Ekrem- bu coğrafyada yetişmiş, ancak Cumhuriyet dönemi Türk romanı, biraz da
politik kaygılar, daha açık söylersem; toplumcu gerçekçilik nedeni ile,
bilinç akışını bütünüyle ihmal etmişti. Dünya edebiyatında Joyce, Faulkner, Musil, Woolf
gibi isimlerle anılan türü, kendi toplumunu ve dönemini
yansıtmak için kullanan Oğuz Atay’ın öneminin ancak ölümünden sonra,
80’li
yıllarda anlaşılabilmesi ve bugüne gelindiğinde etkisini hisettirmiyor
oluşu, Türk romanı için büyük bir kayıp olarak değerlendirilmelidir.
Oğuz Atay’ın metinlerinde, ancak keskin bir zekanın ürünü olabilecek mizahı
ve ince eleştiriyi hemen farkedecek, sanılanın aksine başından sonuna dek
keyifle okuyacaksınız. İletişim Yayınlarının sürekli tedavülde tuttuğu Atay
külliyatını mutlaka okuyun.
A. Ömer Türkeş |
|