Sabahattin Ali Web Sitesi (© BeKa)

Mustafa Gazalcı
Mustafa Gazalcı

Başım Dağ Saçlarım Kardır
 
TBMM Genel Kurul Tutanağı, 22. Dönem 5. Yasama Yılı, 69. Birleşim 28 Şubat  2007 Çarşamba

(Sabahattin Ali'nin doğumunun 100. yılı nedeniyle TBMM'de gündem dışı konuşma.)

Gündem dışı üçüncü söz isteği, Sabahattin Ali'nin 100. doğum yılı münasebetiyle, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı'ya aittir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

"Bir gün kadrim bilinirse / İsmim ağza alınırsa / Yerim soran olursa / Benim meskenim dağlardır." diyen büyük yazar Sabahattin Ali'nin değerini, kadrini, geç de olsa biliyor; adını, doğumunun 100. yılında saygıyla anıyorum.

Şiirleri türkü olup milyonlarca insan tarafından hep bir ağızdan söylenmiş; öykülüleri, romanları dilden dile çevrilmiş, film yapılmış; üniversitelerde tez konusu olmuş; yaşamı, sanatı Sayın Cücenoğlu, Sayın Hıfzı Topuz tarafından oyunlaştırılmış, romanlaştırılmış bir yazardır Sabahattin Ali.

Kısacık yaşamında, acılar, haksızlıklar yaşamış; en verimli yaşında acımasızca öldürülmüş olmasına karşın, arkasında klasik sayılacak ölmez yapıtlar bırakmıştır Sabahattin Ali.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekçi edebiyat akımının öncülerinden olan Sabahattin Ali, bundan 100 önce 25 Şubat 1907 tarihinde Gümülcine'de doğdu. Bir Tevfik Fikret ve Prens Sabahattin aşığı olan babası, askerdi, yüzbaşıydı.

Öğretmen okulunu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. 1928 yılında sınav kazanarak eğitim için Almanya'ya gitti.

Almanya, edebiyat tutkunu Sabahattin Ali'nin ufkunu açtı, kişiliğini geliştirdi, dünya görüşünü zenginleştirdi. Yurt dışından dönüşünde çeşitli okullarda Almanca ve Türkçe öğretmenliği yaptı. Şiirlerinden, yazılarından dolayı bir süre hapis yattı. Cumhuriyetin onuncu yılı affından yararlanarak öğretmenliğe geri döndü. 1938'de de çevirmen oyun yazarı olarak devlet konservatuarına girdi. Bugünlerde, ölümünün kırk altıncı yılında saygıyla andığımız eski Milli Eğitim Bakanlarından -eğitimimizi yücelten- Hasan Ali Yücel'in açtığı tercüme bürosunda, birçok yazarla beraber çeviriler yaptı, Türkçemize kazandırdı. Daha sonra yakın arkadaşları Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte Marko Paşa'yı çıkardı. Bu gazete kapanınca Malum Paşa, Merhum Paşa, Ali Baba gibi gazetelerle bu yayını sürdürdü. Bu gazetelerde yazdığı bir başyazının birisinde Sabahattin Ali, "Bütün kavgamızda kendimiz için bir şey istemedik. Yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik" diyen Sabahattin Ali, 1948 yılında baskılardan kurtulmak için yurt dışına çıkmak isterken 41 yaşında acımasızca öldürüldü.

Ne yazık ki, 59 yıl geçmesine karşın, Sabahattin Ali'nin ölümü üzerindeki karanlık aydınlatılamadı. Ölümü, ilk faili meçhul cinayet olarak kaldı. Büyük yazarı kim ve kimlerin öldürdüğü, mezarının, eşyalarının ne olduğu belli olmadı, cesedi ailesine gösterilmedi, birçok soru askıda kaldı. Eğer Sabahattin Ali cinayeti bilinmezlerin arasında bırakılmayıp aydınlatılsaydı, daha sonra zincirleme yitirdiğimiz onca bilim insanı, yazar, gazeteci salt düşüncelerinden dolayı belki de öldürülmeyecekti.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi, 2003 yılında bu Mecliste Bilgi Edinme Hakkı Yasası'nı çıkardık. Sabahattin Ali cinayetiyle ilgili olarak, doğrudan Başbakana, 2003 ve 2004 yılında yazılı soru önergeleri verdim. Bu soru önergelerine, Başbakan adına İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu, kısa, geçiştirici yanıtlar verdi. İlk soru önergemize verilen cevapta -buraya da getirdim onları- İçişlerini ilgilendiren bölümde "Zaman aşımı süresi olduğu için bilgi ve belge mevcut değildir. Dışişleri arşivlerinde konuyla ilgili araştırma yapılmakta olup bilgi bulunabildiği takdirde ayrıca bilgi verilecektir." dendi, 2003 yılında. Ben iki yıla yakın bekledim, bilgi gelmeyince bir soru daha sordum ve o ikinci soruya verilen yanıtta da "Dışişlerinde de bir şey bulunamamıştır." diye kısa bir yanıt verildi.

Peki, nereye gitti belgeler? Sabahattin Ali'nin üzerinden çıkan, resmi çekilen eşyalar nerede? Mezarı nerede? Bu sorular bugün de yanıtsız, karanlıkta. Sayın İçişleri Bakanını bu baştan savma yanıtı için kınıyorum. Keşke, Mehmet Ali Şahin'in gündem dışı konuşmaya yanıt verdiği gibi, Sayın Bakan da burada olsaydı, ama bir de kutlamam var. Sabahattin Ali'nin yüzüncü doğum yılında, Kültür Bakanı, iki gün önce, Millî Kütüphanede bir panel düzenledi, ben gidip izledim. Kendisini de, bu işe önayak olanları da kutluyorum. İçişleri Bakanını kınıyorum ama Kültür Bakanını bu etkinliğinden dolayı kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aydınlanmamış karanlık olaylar için zaman, hiçbir zaman geç değildir. Zaman aşımı yasalarda olsa bile vicdanlarda geçerli değildir, hele Sabahattin Ali gibi yapıtlarıyla yaşayan bir büyük yazar için hiç geçerli değildir. Doğumunun yüzüncü yılında devlet yetkisini kullanan yetkililere, sorumlulara bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altından sesleniyorum: Elinizde bu konuda ne bilgi, belge varsa lütfen ortaya koyun.

Sayın arkadaşlar, Sabahattin Ali'ye saygıyı, belki, onun yapıtlarını genç kuşaklara tanıtarak, yazılarını ders kitaplarına alarak, adını bir sanat kurumuna vererek ailesine ve ona olan borcumuzu ödeyebiliriz. Çağdaş ülkeler, onları yücelten sanatçıları, yazarları için özellikle yüzüncü yıllarda ülkesinde ve dünyada çeşitli etkinlikler yapıyor. Biz de Sabahattin Ali ve benzerleri için bunları yapabiliriz. Hepimizin yetişmesinde, duygularının gelişmesinde, emeği, doğayı, insanı sevmesinde yazarların büyük payı vardır. Sabahattin Ali de yapıtlarıyla bize Türkçeyi, insanı sevdiren büyük yazarlarımızın önde gelenlerinden biridir.

Sabahattin Ali'yi sevenler, yıllardır, Kırklareli'nde "Sabahattin Ali ve Sanat Günleri" etkinlikleriyle onu anıyor, Istranca Dağları'nda yürüyüş yapıyor, -bir keresinde ben de katılmıştım- Edremit'te onun için törenler düzenleniyor. Ailesi, öldürüldüğü sanılan o Istrancaların bir tepesinde -oraya da gittim- bir kayanın üstünde "başım dağ, saçlarım kardır" dizelerini bir kayaya kazdırmış orada duruyor.

Her şeye karşın "aldırma gönül aldırma" diyen, başı öne hiç eğilmeyen, daha görecek günleri, yazılacak Kuyucaklı Yusuf gibi ciltleri, romanları, öyküleri varken öldürülen Sabahattin Ali'nin doğumunun yüzüncü yılında bir kez daha onu saygıyla anıyorum ve ünlü şiirini, Sinop Cezaevinde yatarken yazdığı ünlü şiirinden birkaç dizeyi okuyarak konuşmamı bitiriyorum.
 
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allaha
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül aldırma
 
Meclis Konuşmaları
28 Şubat 2007, Sabahattin Ali Konuşması
 
www.tbmm.info